Kendine Uzanan Bir Yolculuk

Duygu
4 min readOct 11, 2022

Hayatta yaşadıklarına anlam yüklemeyi her zaman çok seven biri olmuşumdur. Başıma bir şey geldiğinde asla o olayın özelinde düşünmeyi önceliklendiremedim. Hisleriyle tanışması biraz geç olmuş birine göre fazla duygusal olduğumu da söyleyebilirim. Duyduklarımın ya da yaşadıklarımın kendi içimde her zaman birer yansıması olmuştur. Çoğu zaman da sonuçları kişisel algılama eğilimine sahip olduğumu kabul etmem gerekiyor.

Bir süredir kendime karşı dürüst olmak konusunda çalışıyorum. Hislerimi bastırmadan, abartmadan ya da hafife almadan; oldukları haliyle; görmeye çalışıyorum. Evet, henüz sadece görmeye çalışıyorum. hiç hazırlıklı olmadığım bir anda bir tepki alıyorum, geleceğinden çok emin olduğum bir anda ise beklediğim tepkiyi alamıyorum mesela bazen. Sonra dürtüsel yanımdan uzaklaşmaya çalışıyorum, aklıma ilk gelen düşüncelerden ibaret olmadığımı hatırlatıyorum kendime. İçimde ilkel boyutta ne hissettiğimi görmeye çalışıyorum. Düşünmüyorum, kurgulamıyorum; sadece gözlemliyorum. Evin içinde oturup dışarıda esen rüzgarın ağaçların dallarını nasıl savurduğunu nasıl yalnızca “görüyoruz”, ben de kendi içime doğru bakıp görmeye çalışıyorum. Şu anda ne hissediyorum? Sahi, şu an bu yazıyı okurken siz ne hissediyorsunuz?

Bu soruya cevap vermek neden önemli? Çünkü hayatta varlığını sürdürmeye çalışan her insan, istese de istemese de, bir şeyler hissediyor. Bazı gerçeklerden kaçamayız; doğmuş olduğumuz gerçekliğinden ya da bir gün ölecek olmamız gerçekliğinden kaçamayız. Bunlarla nasıl yaşayacağımızı öğrenebiliriz. Bu gerçekliklerin içimizdeki yansımalarını görmeye çalışarak anlamlandırabiliriz. Bu gerçekliklerin yansımalarının oluşturduğu hislerle nasıl “başa çıkacağımızı” öğrenebiliriz. Hayatta var olduğumuz her an eşsizse, biz eşsizsek, hislerimiz de yalnızca içimizde oldukları için anlamlı ve eşsizler. Herhangi bir sıfata gereksinim duymadan, yalnızca hissedebildiğimiz için bile özeliz.

Tüm bu hislerin aslında size içinizden bir parçayı göstermeye çalıştığının farkında mısınız? Dışarıdan beklemediğiniz anda gelen bir olaya karşı takındığınız tutum, verdiğiniz ilk tepki. Hiç düşündünüz mü ne için böyle davranıyorsunuz? Hiç beklemediğiniz anda gelen bir kötü söze karşı neden kızgınlık hissediyorsunuz? Bu kızgınlığın içinizde dokunduğu yer neresi? O kötü söz içinizde bir yere mi dokunuyor? Yoksa o kızgınlık hissi sizi neyden koruyor? Cevap vermesi kolay olmayan bu soruları sormak çok kolay farkındayım :) Yalnızca gözlemleyin, beklenmedik olayların karşısında verdiğiniz ilk tepki ne oluyor? Tepkinizi vermeden önce hissinizi gözlemleyecek kadar süre bırakıyor musunuz? Cevap hayır olduğunda genelde “pişmanlık” kelimesinin yeri çok oluyor hayatlarımızda. Aslında her pişmanlıktan çıkarılacak bir sonuç olduğunu hatırlamak nasıl hissettiriyor peki size?

Hayata geliş amacımı henüz bulabilmiş değilim, bu yüzden hala büyük bir merak ve iştahla yaşıyorum. Aklıma sorular geliyor cevaplarını bulmaya çalışıyorum, bazen cevapları bulmak zor oluyor ama soru sormaktan bıkmamaya yeminler ederek devam ediyorum. Her yerde ve her koşulda sorular sormayı çok seviyorum. Bana hayata karşı ne kadar iştahlı olduğumu hatırlatıyor.

Bazen bazı soruların cevapları tabi ki üzüyor kalbimi, devam etmek istemiyorum. Duruyorum. Kaçmaya yelteniyorum. Sonra yürümeyi öğrenme aşamasında emekleyen bir bebek gibi, düşmelerimden yılmamayı hatırlatıyorum kendime. Her düştüğünde pes edemezsin, bu hayat bu kadar çabuk vazgeçilir bir yer değil. Bazen durabilirsin, hatta kendime not; bazen durman gerektiğini gözden kaçırıyorsun. Daha sık “durmaya” çalış. Eylemsizlik gözüktüğü kadar kötü bir şey değil. Fakat dikkatinizi çekmek istediğim bir yer var. Arada kalmışlık ya da sıkışmışlık demiyorum. “Eylemsizlik” diyorum. İki seçenek arasında kaldığı için nereye gideceğini seçememiş insanın yolun ortasında “durmasından” bahsetmiyorum. Yolunun ortasındayken kendi seçimiyle “eylemsizleşen” yani “durabilen” insandan bahsediyorum. Mecbur kaldığımız için değil de ihtiyacımız olduğunu hissedebildiğimiz için durduğumuz zaman “ilerlemenin” ve “yolda olmanın” ne kadar keyifli olduğunu anlayacağız bence. Çünkü bu hayatta her şey zıtlıklarıyla güzelleşiyor. Sevilmek, sevilmemenin ne demek olduğunu bilen insan için daha güzel oluyor. Mutluluk ise mutsuzluğun ardından geldiğinde daha yoğun bir haz bırakıyor insanın ruhunda.

Hayatın kendisini bir yolculuk olarak ele alırsak, inişli çıkışlı, bazen yolun bittiğini düşünsek bile devamında bize bir sürprizi olan bir yer bence burası. Doğduğumuz andan şu ana kadar yaşadığımız tüm olaylarla, sahip olduğumuz tüm hislerle varız. Buradayız ve yaşıyoruz. İçinizdeki hayat aşkının hiç eksilmediği bir ömür geçirmenizi diliyorum. Bu aşkın yeri geldiğinde başka insanları da kapsaması hayatın tüm “kötü” hislerin ödülü olarak sunduğu, bakıldığında yemeğe konulan bir “baharat” olduğunu düşünüyorum. İçinizdeki sevgi kendinizi ne kadar kapsarsa, kendinizi ne kadar derinden tanırsanız ve tanıdığınız “en kusurlu” yanlarınızla bile kendinizi sevmeye başlarsanız; yüreğiniz o kadar genişliyor. Unutmamak gerekiyor ki kusursuzluk diye bir gerçeklik yok. Her şey kusurlarıyla birlikte güzel. Olanı olduğu gibi görmeyi kabul ettiğimizde hayata güvenimiz de artıyor doğal olarak. O sayede kusurlarımızla birlikte sevilmeye layık olduğumuza inancımız artıyor.

Kalbimiz önce kendimizi içine alabilmeli, çünkü orada en büyük yeri kaplayan kişi yine kendimiz oluyoruz. Siz kendi kalbinizin içinde hatalarınıza, kusurlarınıza ve “varlığınıza” yer açıp içinize alabildiğinizde görüyorsunuz, insanlar daha sevilebilir, olaylar daha katlanılabilir ve hayat daha yaşanılası hale geliyor. Kendimizi sevmeyi öğrenmek, belki de şu zamana kadar kabullenmekte en çok zorlandığım gerçeklik olmasının yanında hayatımın temeline aldığım için minnet duygusuyla dolu olduğum bir durum haline geldi. Çünkü insan kendisini sevmeyi amaçladığında, hatalarına hata demeyi öğreniyor, ardından bu hatalardan ders çıkararak durumu “yapıcı” hale getiriyor. Sonra bu hatalarını kabul ediyor, hatalarıyla birlikte insan olduğunu kabul edebiliyor. Hepsinin kendisine ait olduğu gerçeğini görüyor ve koşulsuz sevginin insanın kendi içinde olduğunu fark ediyor. Sonrasında gelen özgürlük hissi, tarifi pek mümkün olmayan duygulardan bence :)

Hepimize önce kendimizi olduğumuz gibi kabul edebildiğimiz, kusurlarımızla güzel olduğumuzu fark ettikçe ruhumuza yaklaştığımız için sevginin en saf halini içimizde bulabilme halini diliyorum. Ardından oluşan o geniş kalbimizdeki sevgiyi saçarak etrafımızı aydınlatmaya başlayacağız. İnandıkça, denedikçe ve kaçmadıkça deneyimleyeceğiz duygunun en güzel hallerini. Bu yol kendimize yaklaştığımız bir yol ve sonu için değil, yolun kendisinde olmak keyifli olduğu için yürümeye değer.

Çok taze çıkan bir Karsu şarkısını buraya bırakmak istiyorum. Dinlediğim ilk an melodisiyle, ardından dikkat ettiğimde ise sözleriyle kalbimde derin bir yere sahip oldu. Sizinle de paylaşmak istedim. Keyifli dinlemeler :)

--

--

Duygu

Bir psikoloğun aklına düşüp kalemine çarpanlar.